Tarihçesi

tarihce.jpg

 

Aydoğan Köyü’nün kimler tarafından ve ne zaman kurulduğu konusunda elimizde kesin bilgiler yoktur. Ancak eski adıyla Örenik'te insan yaşamının yaklaşık bin yıllık bir geçmişi olduğunu söylemek mümkündür.

Anadolu'nun Türk egemenliğine girdiği 1071 Malazgirt savaşı öncesinde bütün Anadolu'da olduğu gibi Örenik'te de Rum ve Bizanslılar yaşamışlardır. Nitekim bugün köy çevresindeki 'kilise ardı' 'haç tarlası', 'Meryem ana’ veya ‘İskender' gibi yöre isimleri de bu durumu kanıtlamaktadır. 1071'den sonra Divriği ve yöresi, Selçuklu Türklerinin bir kolu olan Mengücek beyliğinin kontrolüne girmiştir. Daha sonraları İlhanlılar ve Mısır Memlük Devleti'nin eline geçen bölge Yıldırım Bayazıt zamanında Osmanlıların denetimine girmiştir. 1401'de yeniden Memlüklere bırakılan Divriği-Erzincan yöresi, Yavuz Sultan Selim'in 1516 yılında Memlüklere karşı kazandığı Mercidabık Savaşı ile birlikte kesin olarak Osmanlı toprağı olmuştur.

Bağlı olduğu en yakın şehir olan Divriği'ye yaya 8-10 saat mesafede bir dağ köyü olan Örenik köyü sakinleri, yüzyıllar boyunca çok zor şartlarda yokluk ve yoksulluk içinde ve sadece karın tokluğuna, tarlalarını ekip biçerek ve besledikleri hayvanların eti ve sütüyle beslenerek yaşam mücadelesi vermişlerdir. Bu arada gelenek ve görenekleriyle zengin inanç kültürlerini de nesilden nesile yaşatmışlardır. Rum ve Bizanslılar’dan sonra Anadolu'ya Oğuz Türklerinin gelmesiyle birlikte önceleri çok küçük bir köy olduğu tahmin edilen Örenik, çeşitli yörelerden göç almıştır.

Sivas Eyaleti Divriği Sancağına bağlı Öreniğin hane sayısı zamanla bu şekilde 80-90’lara kadar çıkmış ve 20-30 haneyi geçmeyen çevre köylere göre 'büyük köy' özelliğini daima korumuştur. Uzun süre de bucak olarak kalmıştır.

1860 yıllarından sonra bölgedeki karışıklıklar ve çete olayları ile Osmanlı-Rus Savaşı'ndan etkilenen Örenik, birinci dünya savaşına birçok şehit ve gazi de vermiştir.

Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Örenik, Divriği ilçesi Hamo nahiyesine (bugünkü adı Çayözü) bağlı olarak devletçe önemsenmiş ve köye telefon bağlanmıştır. Osmanlı döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında bazı köylüler yaya olarak Ordu’nun Fatsa ilçesine oradan da gemilerle İstanbul’a veya Bulgaristan’ın Varna şehrine çalışmaya gitmişlerdir.

Askerliğini yapan ve köy dışına açılmaya başlayan köylüler, Demiryolunun 1937 yılında Divriği'ye gelmesi ile birlikte önceleri Divriği, daha sonra Ilıç'a bağlı Bağıştaş tren istasyonundan trenle Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlere (gurbete) gitmeye başlamışlardır.

Divriği'nin kuzeyinde İmranlı'nın ise güneyinde bulunan yörenin en yüksek dağı olan Çengelli Dağı'nın eteğine kurulmuş olan Örenik, havası, soğuk suları ve tabiat güzelliği ile özellikle köyde doğup çocukluğunu orada geçirenlerin gönlünde çok ayrı bir yere sahiptir.

Anadolu'daki birçok köyün isimlerinin öztürkçeleştirilmesi uygulaması kapsamında Örenik olan adı 1960’da Aydoğan olarak değiştirilen köye yol 1972’de, elektrik ve telefon ise Turgut Özal'ın başbakanlığı döneminde 1985 yılında gelmiştir. Aydoğan, ulaşım kolaylığı nedeniyle 6 eylül 1996 tarihinde köyde yapılan referandum sonucu İmranlı ilçesi Karacaören Bucağı’na bağlanmıştır. 

 

 

DİKKAT…:

WEB SİTEMİZİN HAZİRAN 2011’DE YENİLENMESİNİN ARDINDAN 24.11.2011 TARİHİNDE KÖYÜMÜZÜN TARİHİ VE KOÇGİRİ İSYANI İLE İLGİLİ BİLGİLER EMEKLİ ALBAY MAHMUT EROL YERİNE YANLIŞLIKLA HASAN ERDOĞAN’DAN ALINDIĞI ŞEKLİNDE YAZILMIŞTIR. KÖYÜMÜZÜN ŞEHİT VE GAZİLERİYLE İLGİLİ BİLGİLERİ HASAN ERDOĞAN VERMİŞTİR. BU KONU KAYDEDİLİRKEN KÖYÜMÜZ TARİHİ VE KOÇGİRİ İSYANI BİLGİLERİ DE YANLIŞLIKLA HASAN ERDOĞAN’DAN ALINMIŞ GİBİ YAZILMIŞTIR. ŞİMDİ DÜZELTİYORUM VE EMEKLİ ALBAY MAHMUT EROL AĞABEYİMİZDEN ÖZÜR DİLİYORUM. SAYGILARIMLA.

(MEHMET AYDIN)

 

Köyümüzün tarihi ile ilgili olarak Emekli Albay Mahmut Erol’un anlattıkları ve derlediği bilgiler şöyledir:

“Köyümüzde en uzun yaşamış iki insanın söylemlerini hareket noktası olarak alıyorum. Döndü Yalıncaklı ve Cuma Yalıncaklı. bu iki insan aynı zamanda karı kocadırlar. Döndü Anam 1940 yılında 110 yaşında vefat etmiştir. Cuma Dedem de 1954 yılında 110 yaşında vefat etmiştir. Döndü Anam Cuma Dedemden 14 yaş daha büyüktür. Döndü Anam İsmail Ağa Dedem’in kızıdır. Gelinlik çağı geldiğinde İsmail Ağa Dedemin kıramayacağı bir dostu Döndü Anamı oğluna istemeye gelir. İsmail Ağa Dedem vermek istemez. Ama dostunu da kırmak istemez. Bu nedenle “Ben kızımı Cuma’ya verdim” der ve henüz 7 yaşında olan Cuma ile evlendirirler.

Döndü Anam 1940 yılında 110 yaşında vefat ettiğine göre 1830 doğumludur. Döndü Anam’dan ve Cuma Dedem’den duyduklarıma göre eskiden bizim köyde ve civar köylerde birçok Yalıncak Ocağı talibi varmış. Bu talipler Sivas’ın Hafik ilçesine bağlı Yalıncak ocağından dedeler getirip, kış boyu cem ayinlerini bunların yönetmesini sağlarlarmış. Bu durum, gelen dedelerin uzun süre evlerinden ayrı kalmaları nedeni ile dedeler açısından biraz sıkıntılı olurmuş. Bu nedenle Yalıncak’tan bir ailenin temelli getirilerek köylerden birisine yerleştirilmesi düşünülmüş ve Halil Şıh adında birisi Yalıncak’tan getirilerek evvela Ekrek Köyü’ne yerleştirilmiş, kısa bir süre sonra da ailesi ile birlikte Örenik (Aydoğan) Köyü’ne nakledilmiştir.

Veli Ağagile adını veren Veli Ağa, İsmail Ağagile adını veren İsmail Ağa ve Aziz Ağagile adını veren Aziz Ağa işte bu Halil Şıh ailesinin devamıdırlar. Bu kişilerin kaçıncı göbekten Halil Şıh’ın torunları oldukları da bilinmemektedir. Büyük bir ihtimalle üçüncü göbekten torunlarıdırlar diye düşünmek olasıdır. Bir göbek yaklaşık 50-60 yıl olarak düşünülürse şöyle bir hesap yapmak mümkündür: Döndü anam 1830 doğumlu olduğuna göre babası İsmail Ağa Dedem de tahminen 1795 yılları civarında doğmuştur diye düşünülebilir. Üç göbek ileriye gidersek Halil Şıh’ın, 1610-1620 yıllarında gelmiş olduğunu söyleyebiliriz.

Halil Şıh’ın gelmesinden evvel Yalıncak’tan kaç yıl dede getirilerek cem ayinlerinin yürütüldüğü de bilinmemektedir. Herhalde epeyce uzun bir süre olmalı ki, bir ailenin temelli getirilmesi fikri doğmuştur. Bu süreyi 70-80 yıl olarak kabul edersek 1530-1540 yıllarına ulaşırız. Bu düşünceler ve olayların oldukça uyum sağlamaları dikkate alındığında, Örenik (Aydoğan) Köyünün yaklaşık olarak on altıncı yüzyılın ilk yarısında; yani 1530 yılları civarında kurulmuş olabileceğini ifade ve kabul etmek mümkündür. Bu noktada iki küçük anımı yazmadan geçemeyeceğim:

Döndü Anamla ilgili anım: 10 Kasım 1938 de Ulu Önder Atatürk’ün vefat ettiği jandarma telefonu ile köylere duyurulmuştu. Değerli öğretmenimiz Kadri Özcan, Aziz Ağagilin harmana bir masa, üzerine bir tabut ve baş ucuna da Atatürk’ün bir resmini koyarak adeta bir katafalk yapmıştı. Bütün köy halkı ve öğrenciler Atatürk’e saygı için toplanmışlardı. Döndü Anam bastonuna dayanarak geldi o tabutu öptü, hüngür hüngür ağlayarak sandalyeye çöktü. Bütün köylü ve bütün öğrenciler de aynı şekilde ağladılar. Döndü Anam o zaman 108 yaşındaydı.

Cuma Dedemle ilgili Anım: 1942 yılının Eylül ayının sonlarında orta okulun ikinci sınıfına başlamak üzere köyden ayrıldım, Divriği’ye gidiyordum. Gedik denen mevkide Cuma Dedem çift sürüyordu elini öptüm, o da bana başarılı olmam için dua etti. Cuma Dedem o zaman 98 yaşında idi.

Tarihi Kaynakların İrdelenmesi Yolu İle Köyümüzün Tarihi hakkında ise şunları söyleyebilirim:
Bizler Aydoğan Köyüne yerleşmeden evvel, köyümüzde Hıristiyan Bizanslıların yaşamış oldukları tarihi bir gerçektir. Çünkü 1071 Malazgirt Savaşı ile Türkler Anadolu’ya ayak basmışlardır. Bu savaşta Alpaslan, Bizans İmparatoru Romen Diyojen’i yenmiş olduğuna göre, Anadolu’nun Bizans hakimiyeti altında olduğu su götürmez bir gerçektir. Zaten köyümüzdeki bazı yer isimleri de bizden evvel Bizanslıların yaşamış olduklarını şüpheye mahal kalmayacak şekilde doğrulamaktadır. Haçlı Tarla, Kilise Ardı, Haç Kayası ve Keşişin Taş gibi. Ayrıca mezarlıkta da yönü kıbleye olmayan mezarların var oluşu gibi.

Bu noktada bir hususu özellikle dile getirmek istiyorum: Çocukluğumuzun ve gençliğimizin geçtiği ve bu nedenle büyük özlem duyduğumuz köyümüze tarafsız bir gözle bakacak olursak hiç de imrenilecek, heves edilecek ve özlenecek bir yer olmadığını görürüz. Arazi yapısı dikkate alınırsa yerleşmek için de pek müsait bir yer değil. Bu durum dikkate alındığında akla şöyle bir soru gelmektedir. Hem bizden evvel köyümüzde yaşayan Bizanslılar, hem de sonradan yerleşmiş olan dedelerimiz, bir zordan, bir şiddetten mi kaçarak, yerinde bir deyimle bu “Kuş uçmaz kervan geçmez” köyü yurt olarak seçmişler acaba? Bu düşüncenin haksız olmadığı kanaatindeyim. Çünkü Türkler 1071 yılında Anadolu’ya girmişler ama, Anadolu’ya yıllar sonra hakim olabilmişlerdir. Yer yer beylikler kurulmuş, beylikler arasında ve beyliklerle Bizanslılar arasında çatışmalar olmuş, bu çatışmalar Anadolu’yu terk etmek istemeyen Bizanslıların işte böyle ulaşılması zor olan yerlere çekilmelerine ve bizim köy gibi mekanları yurt edinmiş olmalarına neden olmuştur diye düşünmek gerçekleri yansıtır kanaatindeyim. Daha sonra çeşitli nedenlerle Anadolu’nun daha verimli yerlerine veya Anadolu dışında bir yere giderek köyümüzü boşaltmış olmaları mümkündür.

Dedelerimiz ise değişik zamanlarda ve değişik yerlerden gelerek köyümüze yerleşmişlerdir. Daha evvelki köylülerin yani Bizanslıların asimile edildiğini gösterecek en ufak bir işaret, herhangi bir iz yoktur. Bu nedenle de köyümüz halkı öz be öz Türk'tür.

Osmanlı Devleti 1299 yılında kurulmuş ve 1500 yıllarında Anadolu’ya tamamen hakim olmuştur. Bu yıllarda İran’da da yine bir Türk soyu olan Safevi Hanedanının kurmuş olduğu Safevi Devleti vardır. Safevi Devletinin başında bulunan Şah İsmail aynı zamanda büyük bir şairdir. Osmanlı tahtındaki anlaşmazlıklardan da yararlanarak Doğu Anadolu’yu hükmü altına almak ister. Bu amaçla birçok müridini Doğu Anadolu’daki alevi Türklerin içine salarak onları Osmanlı’lara karşı ayaklandırmaya çalışır. Kendisi de alevi olduğu için özellikle Doğudaki alevi Türkler üzerinde hem göndermiş olduğu müritleri ile hem de şiirleri ile çok etkili olur. Bu durumu gören 1.Selim (Yavuz Sultan Selim) derhal Şah İsmail’e savaş ilan eder. 1514 yılında Çaldıran’daki savaşta Şah İsmail yenilir. Şah İsmail’e inanmış, ona meyletmiş olmaları düşüncesi ile Alevilere büyük bir öfke ve kin besleyen Yavuz Sultan Selim, din ulemasından almış olduğu fetvalara dayanarak kırk binden fazla aleviyi insafsızca öldürtmüştür. Bu kıyım, Alevilerin, Osmanlı hükümetinin kolayca erişemeyeceği yerlere çekilmelerine neden olmuştur. Kısaca şöyle değerlendirmek istiyorum: ‘Bizden evvel bizim köye yerleşmiş olan Bizanslılar Selçuklular’dan kaçarak, dedelerimiz ise Yavuz Sultan Selim’in zulmünden kaçarak bu “kuş uçmaz kervan geçmez” yere yerleşmişler’ diye düşünüyorum. Şunu da hemen ifade edeyim ki ben köyümü çok seviyorum. Tarihi olayları da inceleyip irdelediğimiz zaman yine görüyoruz ki, köyümüz 1514 Çaldıran Savaşından sonraki tarihlerde yani, 16. yüzyılın ilk yarısında büyük bir ihtimalle 1530 yılları civarında kurulmuştur.

Köyümüzde Yaşanmış Unutulamayacak Tarihi Olaylar:
Köyümüzün bilinen tarihinde unutulamayacak iki olay vardır.
• Koçgiri İsyanı.
• Tifo Salgını olayı.

Koçgiri İsyanı:
Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi’nce hazırlanan Koçgiri İsyanı Haritasında, köyümüz de isyan bölgesi içerisinde gösterilmiş olduğundan bu isyanla ilgili bazı bilgiler vererek köyümüzle ilgisini izah etmekte yarar vardır.

Bu isyan bir kürt isyanıdır. Koçgiri aşireti belli başlı şu beş kabileden oluşmaktadır: İbolar, Zazalar, Balular, Kerteliler ve Sarular. Bu kabilelerden oluşan Koçgiri Aşiretinin 1900 yıllarındaki reisi, padişah Abdülhamit tarafından kendisine paşalık ünvanı verilmiş olan Mustafa Paşadır. Mustafa Paşa iki oğlu Haydar ile Alişan’ı ve bazı yakınlarını zamanın imkanları ölçüsünde okutmuştur. Mustafa Paşa’nın ölümünden sonra yerine oğlu Haydar Bey geçmiştir. Kabile reisleri ile aşiret reisinin yakınlarından bazılarının okuyup yazması vardır, aşiret halkı ise okur yazar olmayan ve reislerinin her dediğini yapmak zorunda olduklarına inandırılmış insanlardır.

Haydar Bey, Mondoros mütarekesinin imzalandığı sırada kurulmuş olan ‘Kürt Taali ve Taavün’ (Kürt Yükselme ve Yardımlaşma Cemiyeti)’ne üye olmuş, kendisini Sivas ilinin Zara ilçesine bağlı İmranlı bucağına müdür olarak tayin ettirdikten sonra İmranlı’da bu derneğin bir şubesini açtırarak el altından gizlice desteklemiştir. Haydar Bey, yakını ve bir nevi sekreteri durumunda olan Alişir adındaki bir kişiye de ‘Jepin’ isminde bir gazete çıkarttırarak halkı isyana teşvik ve tahrik ettirmiştir. Ancak bunları hep perde arkasında kalarak yaptırmış olduğu için makamına da halel gelmemiştir. Diğer taraftan; 1920 yılında Paris’te düzenlenen konferansa, Ermenileri temsilen Bogos Paşa, kürtleri temsilen de yine bir “padişah paşası” olan Kürt Şerif Paşa katılmışlar, Ermenistan’ın ve Kürdistan’ın bağımsızlıkları üzerinde anlaşmışlardır. Bu haberle birlikte isyancılar tarafından Alevi köylerine de isyana katılmaları için tahrikler, teşvikler ve hatta tehditler başlatılmıştır. Bu isyanın elebaşıları Alişir, Kör Rifat, Karamanlı Nuri ve Zalim Çavuş’tur. Perde arkasında da Haydar Bey ile kardeşi Alişan Bey vardır. Ekim 1920 de Alişir, etrafına topladığı 150 kadar çapulcu ile Kemah köylerine saldırarak köyleri yağmalamış ve böylece isyanı da başlatmıştır. Bu zamanlar, Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin en zayıf ve sıkıntılı zamanlarıdır. Çünkü bir taraftan Kurtuluş Savaşını başlatmış, diğer taraftan padişah taraftarları ve yer yer çıkartılan isyanlarla mücadele etmektedir. Buna rağmen zayıf da olsa bir alay kuvvetinde bir birliği İmranlı’ya gönderebilmiştir. Koçgiri Aşireti; Sivas’ın Hafik (Koçhisar), Zara, Suşehri, Kangal; Erzincan’ın Refahiye, Kemah ve Kuruçay ilçelerini kapsayan alanda dağınık vaziyette ve toplam 40-50 bin kadar kürtten oluşmaktadır. Ancak Dersim aşiretlerinin de kendilerine yardımcı olacağına inanmaktadırlar. Nitekim Alişan bey, bu amaçla Dersime gitmiştir. Yukarıda adları yazılı olan elebaşıları alay komutanına İmranlı’yı terk edip Zara’ya çekilmesini, aksi halde alaya saldıracakları tehdidinde bulunmuşlardır. Alay komutanı İmranlı’dan ayrılmamış, gerekli tedbirleri alarak beklemiştir. Kör Rifat ve Karamanlı Nuri bin kişilik silahlı eşkıya gurubu ile alaya taarruz etmiştir. Alayın elinde bulunan silahların yetersiz oluşu ve cephanenin de bitmesi nedeni ile, asiler üstünlük sağlamışlar ve maalesef alay komutanı binbaşı Halis, Jandarma teğmen Müştak ve bir çok er şehit düşmüşler, bir kısım er ve erbaş da esir edilmişlerdir. Bu esirler o saate kadar ortalıkta görünmeyen Nahiye Müdürü Haydar Bey tarafından konağa alınarak güya misafir edilmişlerdir. Bunun bir misafir etme değil ileride doğacak kritik bir durumda koz olarak kullanmaya yönelik bir davranış olduğu sonradan anlaşılmıştır.

Dersim Aşiretlerinden yardım almaya giden Alişan Bey, toplayabildiği 500 kişi ile Kuruçay üzerinden İmranlı’ya yardıma dönerken birçok köyü yağmalamış, birçok insanı da öldürmüştür. İşte Köyümüz için çok üzücü olarak kabul ettiğimiz olay bu noktada başlamıştır. Maalesef köyümüzden de kendini bilmez iki ya da üç kişi komşumuz Tuğut köyüne talana gitmişlerdir. İşte bu nedenle köyümüz de Koçgiri isyanı haritasına alınmıştır. Hiç şüphesiz bu olay köyümüz için bir lekedir.

Olay bu boyuta geldikten sonra Nuri Paşa, “Seferde Ordu Komutanı” yetkisi ile isyanı bastırmaya memur edilmiştir. Nuri Paşa ilk iş olarak aşiretlerin bulunduğu bölgede örfi idare (sıkıyönetim) ilan ederek göreve başlamış, yayınladığı emirle bu bölgede bulunan köylerdeki halktan direnenlerin öldürülmesini, mallarına el konulmasını, köylerinin yakılmasını birliklerine ve yöre halkına duyurmuştur.
Emrinde bulunan kuvvetlere ilave olarak Pontus isyanından tecrübeli Topal Osman komutasındaki “Giresun Alayı” da verilmiştir. Nuri Paşa komutasındaki bu kuvvet, emri aynen uygulamış, birçok köy yakılmış ve mallarına da el konulmuştur. Bir askeri birlik bizim köye de gelmiş, ancak köyümüze asker gelmeden evvel Tuğut’lu Kambur Osman, köyü terk etmememiz, askeri karşılamamız yolunda haber göndermiş. Köylü, iyi niyetle gönderildiğine inandığı bu haber doğrultusunda askeri Kuruağaç Üstü’nde karşılamış ve köyümüz yakılmaktan böylece kurtulmuştur.
Koçgiri isyanı birçok acı olaylarla dolu olarak Haziran 1921 de bastırılmış, yakalanan Haydar ve Alişan Bey, isyanın ileri gelen 32 adamı ve 500’den fazla isyancı ile Sivas’a gönderilmişlerdir.

Tifo Salgını Olayı:
Bu olayı anlatmadan evvel olaya doğrudan etki yapacak bazı hususlara değinmek gerekir. İleride daha geniş anlatılacak bir köy tarlamız vardır. Bu tarla her yıl ekilir, çıkan buğdayı ve samanı açık artırma sureti ile satılarak köy sandığına irat kaydedilir. Biriken para ile de köy içme suyunun boruya alınması hedeflenirdi. Çünkü köyümüzün içme suyu 700-800 metre yukarıdaki ‘Fındık Pelit’ denen yerden Bizanslılar tarafından yapılmış olan pörneklerle (pişmiş topraktan yapılmış büz) getirilmiş, zamanla bu pörnekler ağaç kökleri tarafından delinmiş ve sulama suları içme suyuna karışır olmuştur. Köylü, doğacak felaketi sezdiği için içme suyunu boruya almayı planlamıştır. Ne yazık ki o zaman başta bulunan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Hükümetinin, ileride de anlatılacağı gibi okulumuz varken yine köyümüze zorlayarak okul yaptırması, biriken paranın harcanmasını gerektirmiş ve suyumuz yine delinmiş pörneklerden akmaya devam etmiştir. Atatürk ve onun ilkelerine yürekten bağlı köyümüz seçmenlerinin bir kısmı bu nedenle 1950 seçimlerinde oylarını Demokrat Parti’ye (DP) vererek CHP’yi protesto etmişlerdir. Tifo felaketi 1951 yılında yaşanmıştır. 1950 seçimlerinde iktidara gelen DP Hükümeti 1952 yılında içme suyumuzu boruya almış ve eskiden bir çeşme var iken köyün iki yerine çeşme yaptırmıştır. Bunun sonucu olarak da 1954 seçimlerinde birkaç istisna ile bütün köy oyunu DP’ye vermiştir.

İçme suyuna sulama sularının karışması sonucu 1951 yılında köyümüz bir tifo salgını felaketi ile karşılaşmıştır. Bir karabulut gibi köyümüzün üstüne çöken bu salgın, civan gibi delikanlılarımızı, genç kadın ve kızlarımızı ve çiçek gibi çocuklarımızı elimizden almıştır. Ölümün bilançosu 17 kişidir.
Bu olaya ait olarak köyümüz halkından Emekli Albay Mahmut Erol’un anısı şöyledir: ‘‘1951 yılının sanıyorum Eylül ayında köye gitmek üzere Divriği’ye indim. O zaman teğmendim. Kardeşim Hüseyin beni karşıladı. Köydekileri sormaya başladım. Kimi sordu isem ağır hasta olduğunu söyledi. Ben durumu hemen kavradım, kaymakama gittim ve köyümüzdeki hastalığın büyük bir ihtimalle tifo olduğunu söyledim. Fakat kaymakam ‘Divriği’de doktor olmadığını, ancak yanıma bir sağlık memuru katabileceğini’ söyledi ve böyle de yaptı. Köyde her yaştan birçok insan ağır hasta olarak yatıyordu. Sağlık memurunun da yapabileceği bir şey yoktu, döndü gitti. Benim köye geldiğimin ikinci günü, aslan gibi bir delikanlı olan Hakkı Bozkurt vefat etti. Ben gelmeden evvel Ilıç İlçesinden özel olarak doktor getirmişler ama, bu doktor herhalde köylüye bu hastalığın tifo olduğunu söylememiş ki köylüler hiç tifodan bahsetmiyorlardı. Hakkı Bozkurt’un vefatı sırasındaki feryadı figanı görünce ben hemen ertesi gün Sivas’a geldim ve doğru sağlık müdürüne çıktım. Durumu anlattım, müdür bir doktoru çağırdı ve ‘bak teğmenim Örenik köyünde tifo salgını olduğunu söylüyor’ dedi. Konuşmalarından anladım ki birkaç gün evvel Ilıç Kaymakamlığı Divriği İlçesinin Örenik Köyünde tifo salgını olduğunu telgrafla ihbar etmiş, ama maalesef ben de ihbar edene kadar pek aldırış eden olmamış. Sağlık müdürü hemen köye bir ekip göndermek üzere faaliyete geçti. Ben de Sivas’tan ayrıldım. Bu tutum elbette ki yönetim için bir sorumsuzluktur. Bu sağlık müdürünün cezalandırılması gerekirken bu zat daha sonraki seçimlerden birinde CHP’den Sivas milletvekili seçildi.’’

Tifo salgınında ölenlerin isimleri:
1.Neslihan Yalıncaklı :Bektaş ve Kutlu Yalıncaklı’nın kızı.
2.Kutlu Yalıncaklı :Bektaş Yalıncaklı’nın eşi.
3.Zehra Yıldız :Veli ve Telli Yıldırım’ın kızı, Süleyman Yıldız’ın eşi.
4.Mehmet Erdoğan :Mahmut ve Yeter Erdoğan’ın oğlu.
5.Yeter Erdoğan :Mahmut Erdoğan’ın eşi.
6.Murtaza Erdoğan :Kamber ve Bergüzar Erdoğan’ın oğlu.
7.İsmail Erdoğan :Kamber ve Bergüzar Erdoğan’ın oğlu.
8.Mercan Erdoğan :Kamber ve Bergüzar Erdoğan’ın kızı.
9.Hanım Erdem :Bayram ve Mercan Erdem’in kızı.
10.Hatun Öztürk :Eyüp ve Hatice Özcan’ın kızı, Mehmet Öztürk’ün eşi.
11.Salim Öztürk :Mehmet ve Gülüzar( Gülo) Öztürk’ün oğlu.
12.Döndü Öztürk :Cafer ve Elif Öztürk’ün kızı.
13.Fuat Polat :Hüseyin ve Melek Polat’ın oğlu.
14.Gülüzar Aydın :Hüseyin ve Melek Polat’ın kızı, Hasan Aydın’ın eşi.
15.Hakkı Bozkurt :Hüseyin ve Zehra Bozkurt’un oğlu.
16.Dudu Bozkurt :Hüseyin ve Zehra Bozkurt’un kızı.
17.Elif Danacı :İsmail ve Hanım Danacı’nın kızı.


Köyümüzün Meczupları:
Köyümüzde 1910-1960 yılları arasına rastlayan tarih diliminde yaşamış bulunan ve ‘meczup’ olarak niteleyebileceğimiz üç insandan sözetmek mümkündür. Bunlardan biri Kambergilin Ali’dir. Deli Ali de derlerdi. Ahmet ve Zehra Erdoğan’ın oğluydu. Gözleri görmezdi, normal zamanında ellerini yukarıya doğru hareket ettirerek hırıltılı sesler çıkarırdı, kimseye zararı dokunmazdı. İnsanları seslerinden tanırdı. Mesela gurbete gitmiş yıllar sonra dönmüş olan biri “Ali ben kimim?” dese hemen sesinden tanırdı. Yaz aylarında hemen her gün Oyuğun Başına gider dönerdi. Elindeki değneği ile yolu bulur hiç takılmadan gider gelirdi. “Ali nereden geliyorsun?” diye soran olsa “Oyuğun Başına gittim Gül Oğlan Dedem saz çaldı ben de dinledim” derdi. (Gül Oğlan Veliağagil’den çok güzel saz çalan Ali’dir.)
Mollagilin deli kız: Adı Elif’ti. Kimseye zararı yoktu. Sık sık horoz gibi öterdi, başka bir özelliği yoktu.
Yayla Oğlugilin Karağız (karakız): Biraz da cüce idi. Yaşının çok üstünde gösterirdi. Buruşuk bir yüzü vardı. Yaz boyu bahçe beklerdi. Çocuklar bahçelerindeki elmaları yolduğunda bunu farkederek ağabeyi Halil Yayla’ya şöyle bağırırdı. “Haliiil Halil, amanın (elmanın) başında adam var amanın başında adam vaaar” derdi. Sessiz sedasız, kimseye zararı dokunmaz biriydi. “

***

 

 

KOÇGİRİ  İSYANI :

 

Değerli dostlar, 75 yıl önce yaşanmış olan Dersim olaylarının Türkiye gündemini işgal ediyor olması nedeniyle köyümüz ve bölgemizin de içinde yer aldığı ve 90 yıl önce yaşanmış Koçgiri İsyanı da aklımıza gelmiş oldu. Bu isyanın aslı neydi, bölgemizde ve köyümüzde neler yaşandı.. Bu konda köyümüz Veli Ağagil sülalesinden Emekli Albay Mahmut Erol’un anlatımını yukarıda okudunuz. Aşağıda ise Koçgiri İsyanına çeşitli açılardan bakan dört ayrı kaynaktan derlediğim  notları bilgilerinize sunuyorum.

(Mehmet Aydın- 24.11.2011)

 

 

KOÇGİRİ  İSYANI – (1)

Koçgiri, bir aşiretler topluluğudur. Birçok aşireti içinde barındıran bir aşiret konfederasyonudur. Aşiretlerin Kürt kökenli oldukları söylenmesine karşın, bu sav tartışmalıdır. İnanç olarak tümü Alevidir. Hafik, Zara, İmranlı, Refaiye, Suşehri, Kangal, Divriği ve Ovacık ilçelerinin köylerinde yaşarlar. Tümüyle Dersim kökenli aşiretlerdir. Bu yörede 135 köy vardır. Bunlar içerisinde, yalnızca 16 köy halkı Koçgiri aşiretindendir. 2000 km2'lik bir alana dağılan yörenin nüfusu bu tarihlerde 40.000 dolayındadır. Çoğunluk Kürtçe (Kurmancı) konuşmakla birlikte, Koçgiri halkı Türkçe de konuşmaktadır. İçlerinde Türkçe konuşan aşiretler de vardır. Oturdukları köy adları, çoğunlukla Tükçedir. Ekonomileri tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Koçgiri, beş büyük kabileden oluşur: İbolar, Sarular, Zazalar, Palular ve Kerteliler. En güçlüsü İbolar'dır. Bu kabilenin başkanı (reisi), Koçgiri aşiretinin en etkin olanı ve başkanıdır. Koçgiri Ayaklanması'nın düzenleyicileri ve öncüleri de bu kabile olmuştur.
Koçgiri aşiretinin bu dönemki başkanları, II. Abdülhamid'in paşalık verdiği Mustafa Paşa'nın oğullarından Alişan ile Haydar Bey kardeşlerdir. Bunlarla birlikte Koçgiri kabilelerini kayınbabaları Hacı Rasim, amcaları Mahmud ile İzzet, ayrıca Gülağaoğulları'ndan Mehmed İzzet, Naki, Hasan Askeri, Kazım ve Alişir yönetmektedirler. Haydar bey, İmranlı bucak müdürü; Alişan Bey'se, Refaiye kaymakam vekilidir. Ankara yönetimince Sivas milletvekilliğine aday gösterilirse de, aşiretleri hazırlanan ayaklamayı bölmek olarak değerlendirerek kabul etmez. Ali-şir (=Alişer)ise, Mustafa Paşa'nın ve daha sonraları da ailenin katipliğinde bulunmuş, Koçgiri ve Dersim aşiretleri içerisinde saygınlığı olan biridir. Türkçe şiirleri vardır. Çoğu, Dersim aşiretlerini ayaklanmaya özendirici şiirlerdir. Aşiret reislerinin çoğu, okumuş ve iyi yetişmişlerdir.

Koçgiri Olayı'nda Milliyetçilik Etkeni:
Koçgiri Olayı, "Milliyetçi" bir temele dayanır. Kürt bağımsızlık hareketidir. Bağımsız Kürdistan devleti amaçlamıştır. Kürt bağımsızlık hareketinin ilk aşaması, Koçgiri Ayaklanması'yla denenmiştir. Koçgiri ayaklanması olarak başlayan ve yayılan bu eylem, giderek Dersim sorununa dönüşmüştür. Hareketin önderlerinden Nuri Dersimi'ye göre;
"Koçgiri Kürt bağımsızlık savaşı, Kürdistan bağımsızlık savaşının bir aşamasıdır. Onunla bir meydan savaşı yitirilmiştir; ama savaş bitmemiştir." (Dersimi 1986: 105)
Koçgiri Olayı, İngiliz destekli ve yönlendirmeli "Kürt Teali Cemiyeti'nin ürünüdür. Haydar Bey Mondros Mütarekesi sıralarında "Kürt Teali ve Teavün Cemiyeti"ne yazılmış, bu örgütün bir kolunu kendi yöresi olan İmranlı'da kurmuş ve başına geçmiştir. Bütün aşiret başkanlarını bu örgüte üye yapmıştır. "Jin" (Hayat) gazetesi yörede dağıtılmış ve "Jepin" adlı bir gazete çıkarılmıştır. Gazetede Kürt bağımsızlığına ilişkin yazılar yer almaktadır. Derneğin sekreterliğini üslenen Alişir, gazetenin dağıtımını ve okutulmasını da yürütmektedir. Dernek, İstanbul'daki genel merkezle ve Seyyid Abdülkadir Bey'le de ilişki içerisindedir.


Alişir de İstanbul'daki "Kürt Teali Cemiyeti" ve başkanı Seyyid Abdülkadir'le doğrudan ilişkidedir. Ermeni Mıgırdıç yoluyla Seyyid Abdülkadir'den talimat getirtmiş, 1920'lerde Refaiye'nin Şadıllı aşireti başkanlarından Paşa Bey'i on kadar insanla Ovacık ve Hozat'a göndererek ve "Hilafet Ordusu Müfettişi" sanını takınarak propaganda yaptırmış, "Avrupa'nın Kürtler'e verdiği özerkliği Ankara hükümeti'nin tanımasını, aksi durumda ayaklanacaklarını" duyurmuş ve bu alanda Kürtçe konferanslar vermiştir. Amaçlarının bağımsız Kürdistan olduğunu dile getiren bir muhtırayı "Kürt Teali Cemiyeti" aracılığıyla İtilaf Devletleri temsilciliğine iletmiştir.
Genel Kürt hareketi ve Koçgiri hareketinin öncülerinden ve düzenleyicilerinden Nuri Dersimi, "Kürdistan'ın bağımsızlığını resmen ilan etmek istediklerini" açıkça belirtir. Dersim'e geçerek aşiretleri olaya çekmeye çalışmıştır. Ovacık aşiretleri tümüyle katılmasına karşın, Seyyid Rıza bu anda katılmamıştır. Burada oluşturulan birlik sonucu Ankara Hükümeti'ne bir ültimatom gönderilmiş (15.11.1920) ve Kürt devletini kurma doğrultusunda ulusal isteklerde bulunmuşlardır. Ankara Hükümeti'nin Kürdistan özerkliğini tanımasını, Kürt çoğunluğu olan yerlere Kürt memurlarının atanmasını ve Koçgiri'deki askeri biriliğin çekilmesini istemişlerdir. Elazığ ili yoluyla da TBMM Başkanlığı'na bir telyazı çekerek (25. 12. 1920) Sevr Antlaşması'nın gereği olarak Doğu bölgesinde bir Kürdistan kurulmasını, aksi durumda bu hakkın silah yoluyla alınacağı bildirilmiştir. Koçgirili aşiretler de Koçgiri'ye bir Kürt valinin atanmasını istemişlerdir (08.04.1921). Miralay (Albay) Halis Bey öldürülmüş, askerleri esir alınmıştır. Bu, zafer kabul edilerek İmraniye merkezine "Kürdistan bayrağı" çekilmiştir. Seyyid Rıza'nın bölgesi olan Ağdat'ta da "Kürdistan bayrağı" sürekli çekili kalmıştır.
Bu tutum ve davranışlara bakıldığında; Koçgiri eyleminin doğrudan ulusal isteklerle ortaya çıktığı, bir Kürt devleti kurulmak istendiği, Koçgiri'nin kendisini Kürdistan'ın bir parçası olarak gördüğü anlaşılmaktadır. Eylemi, bölgesel aşiret başkanları aracılığıyla "Kürt Teali Cemiyeti" yönetmiş ve yönlendirmiştir. Bu bir Kürt hareketidir. Etkin olan öğe Kürtlük'tür. Bu nedenle, olaya bir Kürt niteliği kazandırılmıştır. Ayaklanmacılar ayrı bir Kürt devleti için çalışmakla birlikte, Osmanlı içerisinde bir özerk yönetime de kısmen yakınlık duymuşlardır. Önce İstanbul Hükümeti'ni, gelişmeler sonucunda da AnkaraHükümeti'ni muhatap almışlardır. Hükümetten "özerklik" isteğinde bulunmuşlardır.

Koçgiri Olayı'nın Alevilik Yanı:
Koçgiri aşiretleri, tümüyle Alevidir. Eylemleri sırasında, zaman zaman politik davranarak, halkı bu yanıyla da eylemin içine çekmeye çalışmışlardır. Alişan Bey Dersimlileri eyleme kazandırmak için, Hozat'ta yaptığı toplantılarında Alevi inanç motiflerine başvurarak, "Zülfikar Murtaza"ya ve parçalayıp Fatma Zehra niyazına yedikleri elmaya" and içmişlerdir. Böylece aşiretler, çoğunlukla birliğe katılmışlardır. Yalnız Seyyid Rıza, Hozat aşiretlerine güvenmediğinden, bu anda ve birliğe katılmamıştır. "Kürt Teali Cemiyeti"nin çalışmalarına, "Türkçe konuşan Alevi köylüler" dahi çekilmiştir. Nuri Dersimi, 1920'lerin başlarında Kangal ilçesinin Yellice bucağında Hüseyin Abdal Tekkesi'nde bir toplantı yapar. Toplantıya Canbegan, Kurmeşan ve diğer aşiretler katılır. And içilir. Sevr antlaşması gereği, Doğu illerinde bir bağımsız Kürdistan'ın kurulması için, "silaha sarılmaya ve bu uğurda sonuna dek savaşmaya” karar verilir. Batı Dersim'de 45.000 kişilik askerin oluştuğunu, buna Doğu Dersim'in de katılacağını bildirerek, aşiretler eyleme özendirilir.


Aleviler, doğrudan olayın içine çekilmeye çalışılmıştır. Zara'nın Panza köyünden Mısto, Kürtlerden oluşan bir çete kurar ve silahlandırır. "Alevi Türkleri de bu çeteye sokmaya çalışır." 1920'lerin Temmuz'unda, Zara'nın Çulfa Ali köyündeki jandarma karakoluna saldırır ve bir bakıma Koçgiri Olayı'nı başlatır. Türk Alevilerin çekilmesinde kısmen de başarılı olunur. Çevreye, "devlet Alevileri kırıyor" söylentisi yayılır. Kürt hareketinin ünlü propagandisti Alişir, "Aleviler'in tümünü öldürmek için Türk subaylarının ceplerinde talimat olduğu"nu belirterek, ayaklanmaya yeni içerikler katmak ve daha geniş boyutlara taşımak ister. Amaç, inanç etkeninden yararlanmaktır. Dersim, Erzincan Tercan ve Çayırlı yörelerinin Alevi aşiretlerinden yardım umulur. Merkez Ordusu Komutanı Nureddin Paşa'nın eylem karşısındaki aşırı tutumu ve olayı "Alevi kırımı"na dönüştürmesi, ayaklanmacılara Alevi-Türk kesimlerin eğilim duymasına ve katılmalarına yol açmıştır. Hatta Nureddin Paşa'nın olayı bastırma yönteminin "Alevi kırımı"na dönüşmesi, TBMM'de Erzincan Milletvekili Emin Bey'in eleştirilerine dahi neden olur.


Aşiretlerin Alevi oluşları nedeniyle, Alevilik öğesinden yararlanılmak istenmiş ve tüm Kürt, Türk ve Zaza Alevileri olaya çekilmeye çalışılmışsa da başarılı olunamamıştır. Alevi aşiretleri, çoğunlukla olaya soğuk bakmış ve katılmamışlardır. Alevilik öğesi pek etkin olmamıştır. Çünkü, olay bir Alevi hareketi değil, bir Kürt hareketidir. Doğrudan ayrılma ve ayrı bir Kürt devleti amaçlamaktadır. Dersim aşiretleri olaya pek ilgi duymadıkları gibi Erzincan, Tercan ve Çayırlı aşiretleri de kendilerine gelen destekleme önerilerini tümüyle reddetmiş, dahası bu eylemi engelleme yoluna gitmişlerdir. Balaban aşireti başkanı Paşa Ağa (gerçek adı Hüseyin'dir.) Ankara Hükümeti'ni destekler. Koçgirililerin bölgeye sızmasını engeller. Diğer Balaban aşiret başkanlarından ve Sansa deresinde küçük bir müfrezenin başında olan Mehmet Ağa (kaynaklarda Muhsin Ağa olarak geçiyorsa da yanlış yazılmış olmalıdır), Mutu ve Sansa yöresinde Fırat köprülerini tutarak Haydar Bey'in Dersim'e geçmesini ve Dersim aşiretleriyle bağ kurmasını önler. Çayırlı yöresinin büyük aşiretlerinden Kureyş aşireti de Haydar Bey'e engel olur. Kureyş aşiretinin başkanlarından Paşa Ağa ile Boybeyi Ağa, Karataş köyüne kadar gelmiş olan Haydar Bey güçlerinin Tercan'a inmesine izin vermez ve geri çekilmesini sağlar. Böylece Haydar bey, Tercan yolu ile de Dersim'e geçemez. Geri dönmek zorunda kalır. Sipikor dağına doğru çekilir. Jandarma ve Kureyş aşireti birlikleriyle çarpışması sonucu, yitik verir ve güçleri çözülür.
Bu veriler gösteriyor ki, olay bir Alevi olayı niteliği alamamıştır. Bu biçime dönüştürülmek istenmişse de başarılı olunamamıştır. Olay, bir Kürt ve Kürt bağımsızlığı olayı olarak başlamış ve sonuçlanmıştır.

Olayın Gelişimi ve Sonuçlanması:
Koçgiri Olayı, 06.03.1921'de başlar; 17. 06. 1921'e dek, iki aşamalı olarak sürer. Zara'daki karakol baskını ile Yıldızeli Ayaklanması'nın da elebaşılarından olan Zalim Çavuş'un çevrede yürüttüğü baskınlarla, Koçgiri Olayı olup bittiye getirilerek başlatılır. Çevrede Kızıltepeli Kor Rıfat ve Karamanlı Nuri'nin çeteleri ile asker kaçakları da vardır. Bu gruplar, 05.03.1921'de İmranlı'daki Süvari Alayı'nın çekilmesini ister ve Zara-İmranlı (Ümraniye) telgraf hatlarını çeker. 06.03.1921'de İmranlı'ya saldırarak, 90 eri tutsak alır ve Albay Halis Bey'i öldürürler. Bucak müdürü ve aşiret başkanı Haydar Bey, olanlara seyirci kalır. Elaltından yönlendirir. Hozat'tan Haydar Bey'in isteğiyle, yaklaşık 500 kişi Koçgiri'ye gelir. 08.03.1921'de Alişir, Kemah yöresine baskın düzenleyerek Kemah kaymakamını ve jandarma komutanını tutsak alır. Öğüt vermek için gelen Kuruçay kaymakamı ve memurlar, tutsak edilerek götürülür. Alişan, Beyzade İzzet Bey Koçhisar ilçesinde oturan Kormançlı aşiretini ayaklandırır. 10.02.1921'de Elazığ, Erzincan ve Sivas illeri ile Divriği ve Zara ilçelerinde sıkıyönetim ilan edilir ve Sivas'ta bir sıkıyönetim mahkemesi kurulur. 12.03.1921'de Divriği'nin Hamo bucağındaki vergi memurlarını tutsak alır ve yörenin Sünni-Alevi köylerini ayaklanmaya zorlarlar. 13. 03. 1921'de İcra Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu), Merkez Ordusu Komutanlığı'na geniş yetkiler verir. 14.03.1921'de Merkez Ordusu Komutanı Nureddin Paşa ayaklanmacıları hükümete ve yasalara bağlılığa çağırır. 15.03.1921'de jandarma ile ayaklanmacılar arasında, Zımara bucağında çarpışmalar olur. Kemah halkı, çetelere karşı direnişe hazırlanır. Topal Osman'ın yönetiminde "Giresun Milli Alayı", hükümet güçlerine destek amacıyla Koçgiri bölgesine gelir. 17.03.1921'de Refaiye'nin Taşdibi köyünden Bekooğlu Hüseyin, Tahir ve Mahmud, 200 kadar adamıyla çevre Türk köylerini basar. Bu arada Şadıllı aşireti de ayaklanmaya katılır. 18.03.1921'de temyiz Mahkemesi üyesi Şefik Bey'in başkanlığındaki bir "Öğüt Kurulu", Haydar Bey'e gelerek huzuru sağlamaya çalışırlar. Haydar Bey, ikili oynayarak durumu idare eder. Zamarik Bucağı Kürtleri de ayaklanır. Aşiretler, Erzincan-Kemah arasını keser. Seyyid Rıza da Aşuranlı aşiretiyle birleşerek, Erzincan'ı basmaya çalışır. Ateş'in başkanlığındaki 300 kişilik bir çete, Ergekan köyünü işgal ederek, Erzincan-Kemah yolunu kapar. Erzincan'daki 11. Alay'ın 2. Taburu, Erzincan'ı çetelerden temizler ve ayaklanmacılar Fırat'ın güneyine çekilmek zorunda kalır. Refaiye'de Mahmud Bey çetesi egemendir. Bu aralar Divriği, Kemah, Kangal Dersimli ve Koçgirili çetelerin sürekli saldırıları altındadır. 29.03.1921'de Kuruçay'ın köyleri yağmalanır, Divriği kaymakamı, mal müdürü ve jandarma teğmeni tutsak alınır. 05.04.1921'de Alişir, Refaiye köylerini basar, önemli ölçüde kayıp vererek çekilir. Zara ve Suşehri'nde çarpışmalar olur. Bunlar üzerine Zara, Koçhisar, Kangal ve Divriği'de "Gönüllü Hal Asayiş Bölüğü" kurulur. Bu örgütleniş Şebinkarahisar, Suşehri ve Refaiye'de yapılır. Merkez Ordusu, 11.04.1921'de Koçgiri Olayı'nı bastırma işine girişir. Bölgede şiddetli çarpışmalar başlar. Erzincan müfrezesinin Kemah'taki saldırıları sırasında, Alişan ile Haydar Bey'lerle ve Alişir'in Dersim'de topladığı 500 kişi, önemli yitikler verir. Giresun müfrezesi de Merkez Ordusu birlikleriyle birleşerek Koçgiri içlerine doğru ilerler. 18.04.1921'de Alişir'in evi yakılır. 19.04.1921'de İmranlı alınır. Telgrafhane haberleşmeye açılır. 45 gün sonra ancak İmranlı'nın yönetimi hükümete geçebilmiştir. Alişan ile Haydar Bey'in hayvanlarına el konularak Zara'ya gönderilir. 22. 04. 1921'de , Koçgiri Olayı'nı bastırma hareketinin birinci devresi bitmiştir. 23. 04. 1921'den sonra, askeri güçler, yeniden toparlanarak, bölgeyi denetim altına almaya çalışırlar. Erzincan aşiretlerinin de yardımıyla Haydar bey Dersim'e geçemez. Alişan'ın oğlu ile eşi tutuklanarak Zara'ya gönderilir. 24.-28. 04. 1921'de Çıragediği çarpışması olur. Ayaklanmacılar, önemli yitikler verir. Süvari tugayının da yitiği olacaktır ve tugay, ayaklanmacılar karşısında ilk kez geri çekilir. Tugay, bu çarpışmada beş subay 77 erini yitirmiştir. 29.04.1921'de Giresun müfrezesi, ayaklanmacılara yitik verdirir. 01. 05. 1921'de Haydar Bey ile ayaklanmanın 56 ileri geleni, affedilmek ister. 24.05.1921'de Nureddin Paşa, 500 dolayında ayaklanmacıyı öldürttüğünü rapor eder. 17.06.1921'de Alişan Bey ile ayaklanmanın ileri gelenlerinden 32 kişi teslim olur. Teslim olan 500 kişi, yargılanmak için Sivas'a gönderilir. Nureddin Paşa, ayaklanmacı köylülerin ülkenin başka yörelerine göçürülmelerini önerir. Öneri, özellikle Doğulu milletvekillerinin tepkisiyle karşılaşır. Nureddin Paşa'nın görevini yapmakta "aşırıya kaçtığı" ileri sürülür. Yargılanması istenir. Mecliste ateşli tartışmalar olur. Sonuçta Nureddin Paşa görevinden ayrılır.


Yargılama, Sivas Harp Divanı'nda yürütülür. Haydar Bey, Seyyid Aziz ve diğer 15 kişiye vicahen; Alişir, Nuri Dersimi, Mustafa Paşa oğlu Mahmud, Tarbazlı Memo, Dilo, Sabri'ye gıyablarından idam cezası, birçok kişi de durumlarına göre ömürboyu, beş ile 15 yıl arasında çeşitli cezalar verilir. 400 tutukludan 110'unun sorumsuzluğuna karar verilir. Yalnız hepsi sürgüne gönderilir. Doğulu milletvekillerinin baskısı üzerine, Alişir'le Nuri Dersimi'nin dışında tümü affedilir. Sivas Harp Divan'ı kaldırılır. Ölüme mahkum tüm tutuklular bırakılır. Yalnız, Haydar Bey'in Koçgiri'ye girmesi yasaklanır. Sivas'ta oturmaya zorunlu tutulur. Seyyid Aziz, Celallı mahallesinde gözetim altında tutulur. Daha sonra Alişan ile Haydar Bey İstanbul'a çağrılarak oturmaya zorunlu tutulur. 1931'de çıkarılan genel afla tüm sürgünler memleketlerine dönebilirler. Alişan ile Haydar Bey İmranlı'ya dönecek,daha sonra bir suikastta Alişan Bey ölecek, Haydar Bey yaralı kurtulacaktır.


Koçgiri eyleminin Alevi aşiretlerce çıkarılması, Sünni inançlı aşiretlerin katılmamasına neden olmuştur. Türk Alevi aşiretleri de bu olaydan uzak durmuşlardır. Aşiretler arası çelişkiler ve anlaşmazlıklar, Dersimli aşiretlerin çoğunun kalmasına neden olmuştur.
Koçgiri eylemi, aşiret ağalarının önderliğinde yürütülmüş bir köylü hareketidir. Feodal bir harekettir. Aşiret ve var olan köylülük yapısı, korunmaya çalışılır. Bu yanıyla devrimci bir hareket değildir. Aşiretler Alevi inancında olmalarına karşın hareketin Alevi niteliği yoktur. Milliyetçilikten ve etnik hareketlerden esinlenmiştir. İngiliz yönlendirmesindeki "Kürt Teali Cemiyeti" tarafından desteklenmiş ve yönlendirilmiştir. Hareketin, milliyetçilik ve Kürt etnikliği özelliği ön plandadır. Dahası,bu özelliğine dayanır. Ulusal Kurtuluş Savaşı'na karşıdır.

(Kaynak: www.kureysan-talibi.tr.gg)

 

KOÇGİRİ  İSYANI  -  (2)

Koçgiri İsyanı, 1921 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti'ne karşı Koçgiri, Pezgavır, Maksudan, Aslanan, Kurmeşan, Parçikan, Cenbergan, İzol ve Giniyan aşiretlerinin içinde bulunduğu bir Kürt olayıdır.

Koçgiri aşireti reisi Alişan Bey, kardeşi Haydar Bey ve ile Gülağaoğullarından Mehmed İzzet, Naki, Hasan Askeri, Kazım ve Alişir yönetmiştir.

Koçgiri aşireti; Suşehri, Hafik (Koçhisar), Kemah, Kuruçay Ovacık, Zara, İmranlı, Divriği, Refahiye, Kangal ve çevresinde 135 köy ile en az 40.000 nüfustan oluştuğu tahmin ediliyordu.[8] İsyanı bastırmak için 3.161 erden oluşan birlikler gönderildi. İsyancıların toplam mevcudu ise en az 3000 kadardı. Kürdistan Teali Cemiyeti Alişan Bey'i Dersim'e göndererek örgütün kurulmasını istemiş ve Alişan Bey, Baytar Nuri ile birlikte örgütü kurmuştur. Baytar Nuri, ayrıca Zara, Divriği, Kangal, Hafik, İmraniye, Beypazar, Celalli, Sincan, Hamo, Zınara ve Domura'da cemiyetinin şubesini kurmuştur. Mustafa Kemal Paşa, Erzurum Kongresi kararlarının Kürtleri de kapsadığını anlatarak Alişan Bey'i ikna etmeye çalışmış ve Sivas milletvekili olmasını önermiştir. Alişan Bey Sivas milletvekili olmayı başta kabul ettiyse de Kürt Devleti kurma amacında olan Baytar Nuri ile konuştuktan sonra bu öneriyi reddetmiştir. Bununla birlikte Baytar Nuri de milletvekilliği önerisini kabul etmemiştir. Ayrıca Baytar Nuri, Kürt özerkliğiyle yetinen Seyit Abdülkadir'i Türk ajan rolünü oynamakla suçlamıştır.

1920 başlarında Baytar Nuri, Yellice nahiyesinde Hüseyin Abdal tekkesinde Cangaben ve Kurmeşan gibi aşiretlerin reisleriyle birlikte toplantı düzenleyerek Sevr Antlaşması'nın uygulanmasını ve Diyarbakır, Van, Bitlis, Elazığ, Dersim ve Koçgiri'den oluşan bağımsız Kürt devleti kurmasını kararlaştırmıştır. İsyancılar Temmuz ayında Zara'nın Çulfa Ali karakoluna ve Şadan aşiret reisi Paşo da Refahiye'ye saldırmışlardır.

Türkiye Büyük Meclis Hükûmeti Koçgiri aşireti reisi Alişan Bey'i Refahiye kaymakam vekilliğine, kardeşi Haydar Bey'i de İmraniye bucak müdürlüğüne atayarak çatışmayı önlemeye çalışmıştır. İsyanı bastırmak için İmranlı'ya gelen 6. Süvari Alayının komutanı Binbaşı Halis, yakalanarak isyancıların harp divanı kararıyla idam edilmiştir. İsyan eden aşiretler, Koçgiri kazasının mümtaz bir vilayet yapılmasını istemiştir. 25 Kasım 1920'de "Batı Dersim Aşiret Reisleri", Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Sevr Antlaşması'nın uygulanması gerektiğini ve aksi halde silah zoruyla hakkı almaya mecbur kalacağını açıklamıştır.

Ayaklanma, bölgedeki 6. Süvari Alayı’nın bir grup asker kaçağını yakalamak isterken baskına uğramasıyla 6 Mart 1921’de başlamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükumeti Sakallı Nurettin Paşanın Merkez Ordusu'nun emrinde Topal Osman Ağanın bizzat komuta ettiği 42. ve 47. Giresun Alaylarını isyanı bastırmakla görevlendirmiştir. Nisan’da harekatın birinci evresi sona erdiğinde asiler küçük gruplar halinde dağılarak Kuzey ve Kuzeydoğu yönünde kaçmışlardır. Bundan sonraki ikinci etapta geniş çaplı takip harekatı ile asilerin etkinliği iyice kırılmış, 17 Haziran’da asilerin elebaşılarından Haydar Bey’in kardeşi Alişan ve 32 asi ileri geleni ile 500’den fazla asi teslim olmuş, bunlar muhakeme edilmek üzere Sivas’a gönderilmişlerdir.[7] İsyan Haziran 1921'de tamamen bastırılmıştır.

(Kaynak: wikipedia.org web sitesi)

 

 

KOÇGİRİ  İSYANI  - (3)

Birinci dünya savaşı hemen sonrası dağılan Osmanlı imparatorluğu egemenliğinde, yaşayan halkların kurtuluş mücadelesi eziyetlerle dolu, sancılı ve kanlı geçti. Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurulması Koçgiri isyanın yenilgisine borçludur. 1919 yılında İstanbul’da ki Kürt Teali Cemiyeti bağımsız bir Kürdistan kurulması için düğmeye basarken, Mustafa Kemal’de İstanbul’dan Karadeniz’e açılarak Türk devletinin kurulması için start vermişti. Karşılıklı hamleler, taktikler ve çatışmalar iki yıl devam eder, daha doğrusu 1921 Haziran’ında Koçgiri isyanın kanla bastırılmasıyla son bulur. 6 Mart 1921’de erken patlayan Koçgiri halk harketi, Dersim Kürtlerinin söz verdiği 45 bin kişilik silahlı desteğinin ayaklanmaya iştirak etmemesi, Diyarbakır, Elazığ, Malatya, Bingöl,Van ve diğer Kürt illerinde ortak isyan yaratılmaması, içlerindeki ihanetlerin olması ve Koçgiri Kürt halkının ağır kış koşullarında zayıf kalması gibi ana etmenler Kürtlerin ilk ciddi başkaldırısını yenilgiyle sonuçlandırdı.
600 yıl boyunca Osmanlı egemenliği altında birarada yaşayan halklardan 24 yeni devlet kurulmuştu. Kürtler 25.devlet olmak istiyorlardı. 13 milyon nüfuslu Osmanlı’nın 4.5 milyonunu Kürtler oluşturuyordu. Osmanlı boyunduruğundan kurtulup bağımsızlık alamayan tek ulustu Kürtler.
Koçgiri halk ayaklanması yeni Türkiye için karşılaştığı ilk ulusal başkaldırıydı. Bağımsız Kürdistan istemi resmen talep edilmişti. Bu talep bulundukları alanlarda Cemiyet kurulması, Kürt bayraklarının asılması, silahlanarak savaşa başlamaları ve yayımlanan metaryeller de bu ifade edilmekteydi. Osmanlı ordusunda görev yapan askerler Koçgiri silahlı güçlerine katılmışlardı. Osmanlı ordusunda Yüzbaşı Sadık’ın Kürt silahlı kuvvetlerinin başına getirilmesi bunun en önemli kanıtıydı. Koçgiri halk hareketine önderlik yapanların hemen hemen hepsi Osmanlı yönetiminde görevli yöneticilerdi. İsyanın önderleri ve halk hareketinin yürütme komitesi üyeleri olan: Haydar Bey Nahiye müdürü, Alişan bey Koçgiri bölge yöneticisi, Alişer bey Koçgiri bölge yönetimi yaveri, Nuri Dersimi Kangal baytarı, Azimet ve Mahmut bey Osmanlı döneminde bölge’de görev yapan önemli isimlerdi. Bu isimler ve bazı Koçgiri aşiret reisleri’nin Kangal’ın Yellice kasabasında ki Hüseyin Abdal Tekkesinde toplantı yapıp ‘Kürdistan’ kurma kararı alıp savaşa başlama andı 1919’un sonbaharına rastlardı.
Mustafa Kemal Erzurum’dadır ve Sivas kongresine katılmak ister. Fakat kendisine ulaşan habere göre Sivas’a geçmesi için Dersim ve Koçgiri’yi geçebilmesi riskli ve tehlikelidir. 1 Eylül günü uğradığı Erzincan’dan Sivas’a gidip kongre toplaması planlanmıştı. Erzinca Alay komutanı Mustafa Kemal’in güvenliğini üstlenemiyordu. Koçgiri isyan lideri Alişer 100 kişilik silahlı grubuyla pusuda Mustafa Kemal’in gelmesini beklemekteydi. M.Kemal ya öldürülecekti yada Osmanlı yandaşı olan Elazığ valiliğine teslim edilecekti. Osmanlı yönetimi ve Koçgiri halk hareketi yöneticileri M.Kemal’ın peşindeydiler. İşte tam bu sırada M.Kemal, Dersim milletvekili olarak atadığı Diyap ağa’dan yardım talep eder. Diyap ağa, M.Kemal’in yardımına koşar. Kardeşi Haydar ağanın himayesinde 250 kişilik bir Dersim Kürt silahlı grubu eşliğinde M.Kemal’e Sivas’a kadar refakat etmesini sağlar. Erzincan’dan Koçgiri’ye girerken M.Kemal’in yolu kesilir. Koçgiri lideri Alişer’in Dersimli Kürt refakatçılarla karşılaşması bu planın uygulanmasını engellemişti. Alişer, ihanet etseler de bir başka Kürt grubuyla çatışmaya girmeyerek M.Kemal’i af eder. M.Kemal, Ankara’da yanında ayırmadığı Diyap Ağa’ları Lozan antlaşmasını imzalamaya kadar gönderir. Kürt ve Türklerin ortak devleti ve ortak meclisi 1924 anayasasıyla rafa kaldırılacaktı ve bir daha Kürtler ulus olarak kabul edilmeyecekti. İşte Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Dersim Kürtleri ve isyanda ezilmiş Koçgiri Kürtleriydi!

Birleşmiş Kürt isyanına dönüşemeyen Koçgiri isyanı katliamla bastırılınca, yeni Türk devletinin önü de açılmıştı!
Koçgiri isyanı kanla bastırılmıştı, ancak yeni Kürt isyanlarının başlamasının önü açılmıştı. Ağrı, Zilan, Şeyh Said, Dersim ve PKK isyanları, yeni ‘Türk Cumhuriyet’inin baş ağrısı olmaya devam edecekti!

Kadim Laçin
6 Mart 2010

(Kaynak:istanbul.indymedia.org web sitesi)

 

KOÇGİRİ İSYANI – (4)

1919 ile 1921 sonu arasında Anadolu’da 23 isyan çıktı. Bu isyanların sadece dördü Kürtlerin oturduğu bölgelerde gerçekleşti ve sadece üçüne Kürt aşiretler katıldı. Bunlar Mayıs 1920 de Cemilê Çeto aşiretinin, 1920 Viranşehir’de Milli Aşiretinin ve 1921’in Mart ve Haziran ayları arasında Koçgiri isyanlarıdır. Koçgiri isyanının etkili olduğu bölge Sivas’ın doğusu ile Dersim’in batısı arasındaki bölge Zara-Divriği-Kangal mıntıkasıydı.

Kürt Teali Cemiyeti ile görüşmelerde bulunan Koçgirili Mustafa Paşa oğlu Alişan Bey ile kâtibi Alişer Bey’lerin liderlik ettikleri isyanın amacı ABD Başkanı Wilson prensipleri doğrultusunda Kürdistan’ın kurulmasıydı.

Koçgiri İsyanına katılan Kürtler, Alevi Kürtlerdi. Abdulhamid’den bu yana Kürtler arasında etkili olan İslamcılık siyaseti onlar için çok fazla şey ifade etmiyordu. Onun içindir ki isyanın söylemi milliyetçi idi. İsyana sunni Kürtler destek vermedi. Koçgiri liderleri tarafından kullanılan milliyetçi söylem, Kürt kitlelerinde hiçbir kayda değer etki göstermedi. Çünkü sunni Kürtler Mustafa Kemal ile çoktan ittifaka girmişlerdi. İsyanın en önemli entelektüellerinden olan Nuri Dersimi, Kürt Milliyetçiliği için en önemli tehdidin Sünni-Alevi ayrılığı olduğunu söylüyor ve anılarında Kürt Teali Cemiyeti ile İstanbul’da gerçekleşen karşılaşmasını şu sözlerle anlatıyor.

“ Kürt Milliyetçiliği için en önemli tehdidin Sünni-Alevi ayrılığı olduğunu söylüyor ve anılarında Kürt Teali Cemiyeti ile İstanbul’da gerçekleşen karşılaşmasını şu sözlerle anlatıyor: “Yere çömeldim ve onlara Kürt Alevi topraklarına heyetler gönderip, Sünnilerle Alevilerin arasının soğuk olduğu yönündeki haberleri yalanlamanız gerektiğini söyledim. Alevi bölgelerinde devam eden isyanları örnek göstererek durumu açıkladım. Fakat Sünni Kürtler, bu duruma sessiz kaldılar, aynı şekilde Sünni Kürtlerin yaşadığı bölgelerde çıkan milli kurtuluş hareketlerine de Alevi Kürtler tepkisiz kalmışlardı. Bu durumdan kârlı çıkan Türk Hükümeti olmuştu” ( Nuri Dersimi-Hatıratım s 103-104) Nuri Dersimi önerisinin Kürt Teali Cemiyeti lider kadrosu tarafından doğrudan reddedilmesinden acı acı bahsetmektedir.

(Kaynak: dirok.org web sitesi)

 son